Çarşamba, Kasım 08, 2017

İns Cnm Yaa

Selam,

Hala yazdıklarımı okuyan daha doğrusu blog okuyan var mı bilmiyorum ama instagram da baya tatlış bence. Beklerim efem.

@ipekcntrk

Yakşamlar.


Çarşamba, Ekim 18, 2017

Kendine ait bir oda

Melaba,

2017'nin bu güzel sonbahar gününde hala blog okuyan kaldı mı bilmiyorum ama blog yazan var. (misal genç osman)

Az evvel blog ayarlarımı kurcalarken daha önce yazdığım ancak yayınlamadığım bir posta denk geldim. Aynen şöyle düşünmüşüm :

"Her gidiş kötü müdür? Hepsi yakar mı insanın canını? Benimki yanıyor şimdi. Sönmesi için pencereye çıkıp sokağı süzüyorum. Hafif bir rüzgar esiyor, rüzgar perdeyi titretiyor, savrulan perde yüzüme değiyor. Derin bir nefes alıyorum. Sanki bu pencereden bir daha hiç ne alamayacakmışım gibi. Farkında olmadan ne kadar çok sevmişim bu sokağı. Arnavut kaldırımlarını, sokak lambalarını, yağmurlu gecelerdeki sessizliğini... Ne kadar benimsemişim hepsini, alışmışım. Oysa ne kadar da kısa bir süre burada geçirdiğim vakit. Sadece 1 yıl. İnsan hayatının küçücük bir parçası. Sanırım hayatımla ilgili pek çok değişimi burada yaşadığım için bu kadar önemli bu ev, bu sokak. " 
Temmuz 2013


Bunu yazdığım vakitlerden İstanbul'dan taşınıyordum. Aslında Bursa'ya geri dönmüyordum, Fransa'ya gitmek için hazırlanıyordum. Bu durum daha büyük bir heyecan kaynağı olmalıydı belki ama Şişli'deki o apartman dairesi benim için çok önemliydi o vakit. Hala da öyle. Hala da önemli. 

Alışkanlıklarını çabuk terk edebilen biri olamadım asla. Hala da öyleyim. Bana ait olan ya da bir şekilde bir geçmişimin olduğu eşyalarla, şehirlerle, mekanlarla haddinden gazla gönül bağı kuruyorum.  Ama bu demek değil ki yeni şeylere de asla adapte olamıyorum. Aksine kendimden beklemediğim bir performansla ve yine kendimden beklemediğim bir hızla adapte olabiliyorum.

Mesela ben şu yukarıdaki yazıyı yazdıktan sonra bile 3 farklı şehirde yaşadım.  Aradaki 4 yılda 3. farklı şehirde yaşıyorum ve önümüzdeki Haziran ayı gibi yeniden şehir değiştirmeyi düşünüyoruz. 

Bu arada yaklaşık bi 5 ay önce evlendim. Ve şu an Muğla - Fethiye'de yaşıyorum. Her ne kadar şu an için 9-6 işleyen bir mesaiye tabi olsam da yine de "erken emeklilik" gibi bir şey burada yaşamak. Ve bu durumdan memnun olmadığım da asla söylenemez ^^

Taşınmadan evvel buralar hakkında da bi'şeyler yazayım ben en iyisi. Sonra okur okur hüzünlenirim. 

Fes başıma, başım duvara.
Hadi bays. 


Cuma, Ekim 14, 2016

Merhaba tontişler,

Uzun zamandır yapmadığım şeyleri yapmak bana zevk veriyor. Bir kitabı ara vermeden okuyup bitirebilmek gibi.

Bays. 

Pazartesi, Eylül 05, 2016

Boncur !

Hayatımda bir sürü değişilik yapmak istiyorum. 

* Spor yapmak istiyorum.
* Daha sağlıklı olmak istiyorum.
* Daha çok kitap okumak istiyorum.
* Hobilerim olsun istiyorum.
* Daha iyi bir işte çalışmak istiyorum.
* Tatil yapmak istiyorum.
* Sık sık seyahat etmek istiyorum.
* Daha önce gitmediğim yerlere gitmek istiyorum.
* Yeni tatlar denemek istiyorum.
* Yiyip yiyip kilo almamak istiyorum.
* Hediye almak istiyorum.
* Şaşırmak istiyorum.
* Herhangi bir enstrümanı çalabilmeyi istiyorum.
* Güzel resimler yapabilmek istiyorum.
* Sınırsız alışveriş yapmak istiyorum.
* Param bitmesin istiyorum.
* Daha az konuşmak istiyorum.
* Daha az uyumak istiyorum.
* Güzel filmler izlemek istiyorum.
* Fotoğraf makinem olsun istiyorum.
* Daha çok boş vakit istiyorum.

Hoşça kalın. 

Salı, Ağustos 30, 2016

Balons

Selam, naber?

Şimdi size resmi bayramlarla ilgili çok saçma bir çocukluk anımdan bahsedeceğim. Ben çocukken ki bu takribi 3. sınıfa kadar falan sürdü resmi bayramlarda herkesin izinli olmasının sebebini anlayamıyordum. Yani mesela 23 Nisan'da okulun tatil olması güzel bi'şey ama "Babam niye evde?". Ya da 29 Ekim'de Cumhuriyet kuruldu diye niye herkes izne çıkıyor? Hatta daha da ileri gidip "Atam İzindeyiz"i, atam sen ülkemizi düşmanlardan kurtardın senin sayende izindeyiz, tatildeyiz diye yorumladığım bir dönemim olmadı değil. 

Bu konuda söyleyeceklerim bu kadar.
Herkese iyi bayramlar. 
Şakşakşakşak.

Cumartesi, Ağustos 27, 2016

Sinek

Yeni tasarımım çok mu pis oldu yea?

Cuma, Ağustos 26, 2016

Tilt

Hepinize merhaba ördeklerim,

Biliyorum ki her şeye rağmen beni seviyorsunuz. Ki keza ben de sizi seviyorum. Ve şimdi hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorum. 

Kendini haddinden fazla önemli hissedenlere karşı tilt* oluyorum. Çünkü önemli değiller. Ya da herkes kendince önemli yani. Fazlası eksiği yok. Ya da bırakın da ne kadar önemli olduğunuza başkaları karar versin. Tamam anlıyorum. Dedemin de dediği gibi "Elalem adamı övmez, sen kendini öveceksin" Ama dedem bunu derken sene 70ler, söz konusu lokasyon ise bir Trakya köyü imiş. 2016'da, iş hayatında bu imajı sergilemek komik oluyor yani. 

Hatırlatayım dedim.

*tilt olmak : çok sinir olmak, gıcık olmak, boğası gelmek. 

Pazartesi, Kasım 16, 2015

Bazı eşyalarımı çok seviyorum. Hiç eskimesinler, kaybolmasınlar ve sonsuza dek yanımda kalsınlar istiyorum. Bu konuda söyleyeceklerim bu kadar.

Gud nayt.

Cuma, Ekim 30, 2015

Küp.

Hello,

Zamanın haddinden fazla hızlı geçtiğine dair inancım şu blog sayfasını her açtığımda daha çok çarpıyor yüzüme. Yaz henüz gelememişken yazdığım birkaç satırın üzerinden öylesine günler geçmiş ki kış geliyor, ört hocam yorgaaan yorgaan üstüne postlarının zamanı gelmiş. 

Artık bir önceki gönderiden bu yana değişen ve gelişen şeyleri yazacak yaşı geçtim malum. O yüzden olduğum yerden, tam ortasından bahsetmeliyim artık.

Biliyor musun ördek, ben bazen yani vakit bulabildiğim, tek başıma kalabildiğim zamanlar malum sorgulamalara başlıyorum. Neredeyim? Ne yapıyorum? Nerede olmak istiyorum? Ne yapmak istiyorum? İstediğim yere veya şeye ulaşabilmek için neler yapmalıyım? Gözlerimi kapatıyorum sorulara geçmeden önce. Sonra da her şeyin yerini bulmaya çalışıyorum. Mesela tüm bu soruların cevapları birer nesne. Hepsinin farklı bir geometrik şekli ve rengi var. Sonra bu nesneleri yaptığım matematiksel ve analitik yorumlara göre uzaydaki boşluklara yerleştiriyorum. Tüm bu kapalı sistemin ortasına da kendimi koyuyorum. Ve labirenti çözmeye çalışıyorum. Kurguladığım bu şey her ne kadar çok salakça olsa da bunu yapınca sanki daha kolay çözüm buluyorum pek çok şeye. 

Son 10 dakikadır falan MFÖ'den Tam Ortasındayım'ı dinliyorum. O yüzden bu saçma ritüelimi bi kenara not düşmek istedim sanırım. Hani olur da bir gün unutursam her şeyi, belki bu not sayesinde sarı prizma ve mor altıgenin arasından daha kolay geçerim. Hem o zaman belki yeşil küp ile turuncu koni de daha çok yaklaşmış olur birbirine.  

Hoşça kalın. 

Çarşamba, Haziran 24, 2015

Yaz

Meraba,

Size bir sır vereyim mi? Bir blogum olduğunu ilk kez unuttum. Neyse ki hatırlamam çok uzun sürmedi.

Havalar tam olarak istediğim kıvama gelmemiş olsa da kışın hamlığını üzerimden atmaya başladım. İşe alışma sürecinin yanına bir de Ç.'nin Bursa'ya taşınması eklenince haliyle programlar sıklaştı. Şu sıralar ikimiz de hem yeni işlerimize tam anlamıyla adapte olmaya çalışıyoruz hem de kışın acısını çıkarıyoruz.

Yeni işimden oldukça memnunum bu arada. Ofis oldukça renkli. Umarım değişmez.

Hadi bays.

Pazar, Mayıs 17, 2015

Selam,

Son postumun üzerinden yine 3 ay geçmiş ama olsun. 3 ay dediğin nedir ki yani? 

Şimdi şu geçtiğimiz 3 ayı özetleyerek işe başlayalım. 

En güzel haber Ç. geldi. Uzun ve yorucu bir kışın ardından onunla beraber bahar da geldi. Haliyle biz de güzel bir bahar tatili yaptık birlikte. 1 haftalık yıllık iznimin 4 gününü Assos'da, kalan 3 gününü de İstanbul'da geçirdik. Assos'da dinlendik, eğlendik, yürüdük, gezdik, gördük.İstanbul'da ise arkadaşlarımızla vakit geçirdik. Çok da iyi geldi hani. Yıllık iznimin bitişine denk gelen iş teklifi de tatilin balı kaymağı oldu. Uzun zamandır zaten aklımda olan iş değiştirme fikri ve teklifin cazipliği sebebiyle işi kabul ettim. İzinden sonraki ilk Salı günü iş yerine bildirimde bulundum, bir sonraki Pazartesi ise çıkışımı aldım. Birkaç gün daha tatil yapıp yine İstanbul'a gittim. O da hoş bu ayrıntı oldu. Geçtiğimiz Pazartesi de yeni işime başladım. 

Yeni işimdeki ilk haftam takdir edersiniz ki gözlemle geçti. İşi ve insanları tanımaya çalıştım. Bu kez durum daha ciddi, iş daha teknik ve ortam çok daha acımasız. Bunun literatürdeki tanımı profesyonellik olabilir. İstediğim de böyle bi'şeydi aslında. O yüzden endişeli değilim. Umarım hevesim hep aynı kalır. Cemil Meriç 'in iddiasının aksine ben "tecrübe"yi bayağılığa alışmadan, bayağılaşmadan kazanmak istiyorum. Umarım başarabilirim. Umutluyum. 

Yaz geldi. 
Umutlar için güzel zamanlar. 




Çarşamba, Şubat 18, 2015

ÖzgeCan

Ülkenin problemi.

Testesteron.

Kimi erkeklerde beyin fonksiyonları testesteronu kontrol edebilecek kadar gelişmemiştir. Bu gibi erkeklerde sinir iletileri testislerce değerlendirilip motor organlara dağılır ve organizma testis ne derse onu yapar. Her şeye rağmen testestoronunu dizginlemeye çalışan bu gibi testis beyinli mahlukat, çözüme karşı cinsi dizginleyerek ulaşmaya çalışır. Mini etek giymesinler der, pantolon giymesinler der, okula, üniversiteye gitmesinler, üretime ve iş gücüne katılmasınlar,sanata spora bulaşmasınlar, evde otursun çocuğunu büyütsün der. Sonra o kadından 4 tane çocuk yapar. E tabii 4 tane doğum yapmış kadında, o kadar çocuğu emzireceğim, büyüteceğim derken bir süre sonra morfoloji dağılır. İşte tam bu anda testesteron erkeğe vesveseyi verir. "Hadi" der. "Macera". İşte kızların üniversiteye gitmesine karşı çıkan bu testis kafalılar üniversiteli kızlara saldırır. Adalet önünde caydırıcı ceza almayan, kastre edilmeyen veya itlafına hüküm olunmayan bu gibi testis beyinliler tekrar halk arasına karışır. Döngü bu şekilde devam eder.


ÇÖZÜM: Testesteron hormonunu kontrol edemeyip her türlü sapıklığı yapan kişileri hapse atıp, 20-25 yıl bizim vergilerimizle beslemek anlamsızdır. Bu kişilerin testisleri autotransplantasyon yöntemiyle her iki kulak memesine implante edildikten sonra kısır teke gibi ortalıkta dolaşması ekolojik denge açısından idealdir.


Sinirliyim. 

Fazlasıyla. 

Biliyorum ne olsa gelmeyecek Özgecan geri. O cani sapıklar geberene kadar cezaevinde kalsa da ve hatta geberseler de Özgecan gelmeyecek. Mantıklı herhangi bir çözüm üretemeyecek kadar üzgün ve sinirliyim. Dayanamıyorum.

#ÖzgeCanArslan

Perşembe, Şubat 05, 2015

R U ?

Naber?

Şimdi şöyle oluyor ki bazı şarkılara bağıra bağıra eşlik etmekten kendimi alamıyorum. Bana eşlik etmek isteyen varsa diye hani ...

Cool story bro !

Pazartesi, Ocak 26, 2015

Fil

Merhaba

Bugün çok Pazartesi. Ve ben Pazartesi günlerini hiç sevmem. Pazartesi demek, düzene boyun eğmek, yuları boynuna takıp sistemin küçük bir parçası haline gelmek, hatta o sistem içinde eriyip gitmek ve keza tekdüzeleşmek demek. Sadece tatil günleri ortaya çıkarabildiğin benliğini terkedip ciddileşmek ve bir o kadar samimiyetsizleşmek demek. 

Gerçi düşünüldüğünde bu iğrenç durum sadece çalışma günlerine değil tüm hayatımıza nüfus etmiş halde. Sadece bu durum çalışma günlerinde insanın kafasına daha çok dank ediyor. DANK ! Doğala olan uzaklığımız her geçen gün artıyor. Engel olamıyoruz. 

Haftanın 5 günü -ki bazen 6 veya 7 günü de olabiliyor- günde 10 saat bir masa başında oturmak, aynı insanların yüzlerini görüp, aynı makinelerin seslerini işitmek ne kadar doğal mesela? Ofislerde soluduğumuz klima havası mı doğal? Tatil günleri tamamen şartlar tarafından belirlenmiş ortamlarda sosyalleşmeye çalışmak mı doğal? Ya da yılın 362 günü fabrikalarda şişirilmiş tavuklara erişimimiz mi doğal? 5 yaşından 25 hatta 30 yaşına kadar bir okuldan diğerine koşturmak mı doğal?

Bahar depresyonu dışında, doğanın ritmine uygun olarak yaptığımız tek bir şey var mıdır ki şu hayatta?    

Hadi bays.


Cuma, Ocak 02, 2015

Working with you is killing me !

30 yaşını aşmış evli barklı çoluklu çocuklu insanların hala birilerine küsüyor olabilmesini aklım hayalim almıyor. Üstelik iş yüzünden. Hayatımın hiçbir döneminde bu kadar sevilmediğimi hissetmemiştim. Hatta şahsıma duyulan kinin kokusunu 4-5 metre öteden bile alabiliyorum artık. 

Annem her zaman der ki -ki annem her zaman doğru söyler- "sana taş atana sen ekmek at". Bendeniz de bugün aynısını yapayım dedim. Aman allahım. Yapmaz olaydım. Kızın çakmağı ateşlemedi. Çakmak uzattım. "ı-ıh" deyip sigarasını ufo'da yaktı. Düşünebiliyor musunuz? UFO. İçimden bir "Vay amk!" geçirdim. Bu nasıl bir gerizekalılıktır?

Sanırım ben düşündüğüm kadar iyi bir insan değilim ki insanlar bana bunu yapıyor.
Ya da ben iyi bir insanım. İnsanlar gerizekalı amk!

Şimdi tekrar aynı görsel gelsin.


Perşembe, Ocak 01, 2015

Size de aynısı oluyor mu?

Size de aynısı oluyor mu bilmiyorum ama ben bazen kendimi hiç ben gibi hissetmiyorum. Karakter özelliklerimin tam tersinde davranıyorum. Asla yapmam dediğim her şey bi bakıyorum hayatımda rutine binmiş. Ya da beni ben yapan huylarım körelmiş, unutmuşum.

Sanki bambaşka biri doğmuş içimde. Eskisini boğup bir kenara fırlatmış. Ele geçirmiş bedenimi, istediği gibi at koşturuyor şimdi. Ara ara öylesine derinlemesine hissediyorum ki bu duyguyu, korkuyorum. Çünkü bu yeni İpek hiç ben gibi değil. 


Çarşamba, Aralık 31, 2014

Çekirdek

Merhaba,


2014 bitiyor birkaç saat sonra. Yani? Yanisi yok. Zira nedense bu sene içimde yeni yıl sevincine benzer herhangi bi'şey yok. İstanbul'a gideyim dedim. Bu havada zor. Seferler iptal. 1 gün için de maceraya gerek yok. 


2014 güzel bir yıldı aslında. Çok güzel başladı her şeyden önce. 2014'ün ilk saatlerinde gülmekten yaşlar geliyordu gözlerimden. Ki bu güzel bi'şey. Sonra Türkiye'ye gelince de işler güzel gitti. İşe başladım. Ç. geldi.  Ve Ç. çoğu şeyi güzelleştirdi. 

Neyse işte 2014 sonlarına doğru sıkmaya başlamıştı. Artık 2015 olması gerekiyordu. Ki oluyor. 

Sanırım bu kadar anlamsız bir post yazmamıştım daha önce.

Where is my christmas spirit ?
Hadi iyi seneler. 


Çarşamba, Aralık 17, 2014

Yazacak.

Fark ettim ki çok yazasım gelmiş. 
Çok şey birikti.
Ne birikti?
Unuttum bile. 

Eskiden her gün istisnasız blog sayfamı hiç değilse bir kez açar bakardım. Takip ettiğim güzel bloglar vardı. Okurdum. Bazen yazardım. Sonra zaman yetmemeye başladı. Önce yazmayı bıraktım. Yazmayı bırakınca sanki ben yazmayınca kimse yazmıyormuş gibi bir hisse kapıldım. Okuyasım gelmedi. Halbuki benim olmadığım yerlerde bir şeyler oluyordu ve insanlar bunları yazıyorlardı. Bilemedim.  Sonra okuduklarım da yazmamaya başladı.Ya da ben kaçırdım. Neyse işte geç kaldım. 

Şimdi çok yazasım var. Çünkü biraz olsun zamanım var. Zira Ç. ve tüm diğer güzel kimseler buralarda olmadığı için yalnız ve çok zamanlıyım. Onlar olunca ördeklerime ihanet ediyorum. Ve itiraf etmek gerekirse hiç de vicdan azabı duymuyorum. Söz uçar yazı kalır derler ama o malum sözlerin uçuştuğu hava bana daha güzel geliyor. Soluyunca kendime geliyorum yoksa soluyorum. 

Ama yazmak da güzel. 

- Böyle deyip yine 3 ay yazmayacak- 

Pazartesi, Aralık 15, 2014

Yöneticinin El Kitabı

Merhaba sevgili okur, merhaba;

Birazdan okuyacağınız yazı iş hayatında fark edilmenizi sağlayacak ve kariyer basamaklarını üçer beşer tırmanmanız konusunda fayda sağlayacak bilgiler içermektedir. 

1. Hızlı adımlarla yürüyün. 

İş yerinde daima hızlı ve seri adımlarla yürüyün. Zaten bunu zoraki olarak çokça yapacaksınız. Ancak aceleniz olmasa da aceleniz varmış gibi davranmaktan zinhar vazgeçmeyin. Hani böyle sanki zamanla yarışıyormuşsunuz, yetiştirmeniz gereken milyonlarca işiniz varmış da o hepsini aynı yapmaya çalışıyormuşsunuz gibi davranın. Yapmanız gereken her şeyi eksiksiz yapmış işlerinizi tamamlamış olabilirsiniz. Ancak unutmayın ki bu durum sizden başka kimsenin umurunda değil. O nedenle hızlı ve seri adımlara ara vermeden devam edin.

2. Akıllı telefonunuz son model olsun. 

Her daim maillerinizi kontrol ettiğinizi, tüm teknolojik gelişmeleri yakından takip ettiğinizi gösteren ince bir detaydır bu. Asla atlamayın.

3. Hararetli telefon konuşmaları yapın.

İş ile ilgili tüm telefon görüşmelerinizi akıllı telefonunuzla sizi herkesin görebileceği şekilde, yüksek sesle ve seri adımlar atarken yapın. Bu hareket sizin "iş bitirici" olduğunuz imajı çizecektir.
 
4. Kötü espirilere gülün. 

Yöneticileriniz yaptığı espirilere mutlaka gülün. Kötü olsa da gülün. İçinizden "ne diyo bu gerizekalı amk?" diye düşünseniz de gülün. Arayı sıcak tutmaya yarayacaktır. 

5. Hatalarınız kabul etmeyin. 

Oldukça önemli olan iş bu kural her türlü hata için geçerlidir. Asla "evet hata yaptım" demeyin. İyi bir yönetici olmak istiyorsanız boku mutlaka başkalarına atın. Ha çok zorda kalırsanız muhteşem kurtarıcı bir cümle var. "Sistem kaynaklı bir hata olmuş". 

6. "Kilit adam" imajı çizin.

Hiç kimse sormasa bile sık sık yaptığınız işin ne kadar zor ve önemli olduğundan bahsedin. Siz olmasanız kapıya kilidi vurup gitmek zorunda kalacaklarmış gibi bir imaj çizin. Bunu mütemadiyen tekrarlayın. bol bol yaptığınız işlerden bahsedin. Her ne kadar patronunuz zaten size o işi yapmanız için para veriyor olsa bile siz sanki çalışmayı, firmayı çok sevdiğinizden o işi yapıyormuşsunuz gibi lanse edin. Unutmayın siz olmasanız o işletme BATAR. 

7. Taşore edin.

Mümkün mertebe her işinizi birilerine taşore edin ki sorumluluk siz de kalmasın. Bir hata olduğunda ağzına sıçılacak biri her daim etrafınızda bulunsun. 

8. Agresif olun

Son ve altın kural agresif olmaktır. İş hayatı agresifliği seviyor arkadaşlar. Çok uzun olmayan tecrübem sonucu bu kanıya artık kesin olarak varmış bulunuyorum. Agresif olun. Sürekli olmasa da olabildiğince çatık kaşlarla etrafta gezinin. İnsanlara fırça atmak neden için aramayın. Nedensiz atıverin. 

Not: Kısaca iyi bir kariyer için az iş yapıp çok iş yapıyormuş gibi görünün. Kötü yönetici olun.
 
Not 2: Ya da hepsini boşverin İNSAN olun.



Pazar, Aralık 14, 2014

Koş !

O bana bir ruhum olduğunu öğretmişti ve ben de onun şimdiye kadar rastladığım insanlar arasında ilk defa olarak, bir ruhu bulunduğunu tespit ediyordum. Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değillerdi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi. 

Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden meydana çıkıyordu. Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için her şeyi çiğneyerek birbirine koşuyordu.