Çarşamba, Aralık 07, 2011

iyi sil! iyi sil!

bigün yine bulaşıkları yıkıyoruz
...

Pazartesi, Aralık 05, 2011

iş varsa ben gideyim

kendimi boşlukta hissediyorum. havada asılı kalmış gibiyim. iş yok, güç yok. uzun ve yorucu bi dönemin ardından böyle hissediyor olmamdan şikayetçi olduğumu düşünmeyin sakın. aksine bazen - ki aslında her zaman - o kadar hafiflemiş hissediyorum ki kendimi. kafa rahat yani. bense laçka.
**
uzun vadede bakarsak olaya yine de halihazırda yapmam gereken pek çok şey var ama. hiç biri "yarına" ya da "haftaya" değil. hal böyle olunca vicdanım rahat. aslında bazen istiyorum ki ben de şu tez canlı insanlardan olayım. elim, ayağım boş durmasın. onu da yapayım, bunu da halledeyim ama yok yani. içimden gelmiyor. bunun yaratılışımdan kaynaklandığını düşünüyorum. durumu kabullendim.
**
2010 yazında okulda staj yapıyordum. ve inanın hayatımda geçirdiğim en kötü dönemlerdi. orada bulunmamak için öl deseler ölebilirdim. o derece nefret ediyordum stajda yapılan işlerden. ki normalde "boş boş oturmak" olarak tanımlanan staj, okulda yapıldığında hiç de öyle olmuyor. stajyer değil, köle olarak görülüyorsunuz. gıda mühendisliği okuyan bi insana çürük domates ayıklatmak, bidonda şişe yıkatmak, yerleri temizletmek bana daha fazlasını anlatmıyor zira. neyse. nerde kalmıştık? heh. hal böyle olunca ben de olabildiğince angarya işlerden kaçmaya başlamıştım ki yapılan tüm işleri angarya olarak gördüğümden genel olarak işletmeden kaçmaya, olabildiğince az efor sarfettiğim işleri yapmaya başlamıştım. o zamanlar sıcak yaz günlerinde olduğumuzdan, elime bir hortum alıp, "şişe yıkıyorum ben yea" modunda bütün gün suyla oynuyordum. rahatlamıştım biraz olsun. günler sonra işletmenin duvarında bir yazı farkettim. aynen şöyle;
"başarılı insan, sorunlara çözüm bulur. başarısız insan, çözümler de hep sorun arar.
başarılı insan, işine yardım edeyim der. başarısız insan, bu benim işim değil der.
başarılı insan, işi söylemeden yapar. başarısız insan, iş varsa ben gideyim der.
başarılı insan, zor ama imkânsız değil der. başarısız insan, mümkün değil der.
başarılı insanın, her zaman bir programı vardır. başarısız insanın, ise mazereti vardır.
başarılı insan, çözümün bir parçasıdır. başarısız insan, sorunun bir parçasıdır.
başarı ulaşılacak son durak değil, bitmeyen bir yolculuktur."
**
o zamanlar bu yazıyla acayip dalga geçmiştik. hatta kankeytamla beraber beni anlatan en iyi sözün "iş varsa ben gideyim" olacağına karar vermiştik. şimdi ise farkediyorum ki hakikaten bu yazıdaki başarısız insan profili benim ya. benim yani. ne kadar acı.
**
bugün sınıfta sudanlılardan bahseden bi arkadaşım sudanlıların çok tembel olduklarını söyledi hatta hikaye o ki; bir sudanlı güneşten kaçmak için bir ağacın altına saklandığında güneş, geliş açısını değiştirse bile sudanlı kalkıp yerini değiştirmezmiş. bi an için "yoksa sudanlı olmayayım" diye aklımdan geçmedi değil. zira benim için mutsuzluk tanımı aşağıdaki fotoğrafın ta kendisi ise bu zor bir şey değil kankuşlar.
**
**
hasılı böyleyim ben. istemezdim ama lanet olsun ki böyleyim. anne-baba, beni böyle kabul edin. yok "kabul etmeyiz" derseniz sudan'a gidip yeni bir çift anne-baba ayarliciim. ama ben kalkıp gitmeye üşenirim şimdi. eve sipariş ederiz yea.

Cuma, Aralık 02, 2011

hani bitmişken ...

vizelerden önce
**
**
vizelerden sonra
**

Cumartesi, Kasım 26, 2011

balonlar.

son iki gündür hayatımın özeti.
**

Cuma, Kasım 25, 2011

bahtım saçlarımdan karadır

her şey çok kötü bikaç gündür. kendimi kötü hissediyorum. ve yalnız. ciddi manada yorgunum. ve çok, acayip çok, normal bi insanın kaldıramayacağı kadar çok çalışmalıyım. kpds kötüydü ve muhtemelen pazar günü ales de kötü olacak. sanırım bi kursa falan yazılmalıyım. ama önce biraz ketirmeliyim galiba.

Perşembe, Kasım 17, 2011

günlerin bugün getirdiği

naber?
*
hastalıktan geberdiğim şu dakikalarda yatıp dinlenmek, iyileşmek gibi yapacak pek çok güzel şey varken neden hala bilgisayar başında zaman geçirdiğimi bilmeden yazıyorum bu satırları. bu kadar uzun cümleler kurmam sizlere durumun vehametini anlatıyor heralde.
son gece çalışmalarıyla bodoslama girdiğim vizeler sinirimi bozuyorlar şu sıra. esasen kalınabilecek pek bir dersim yok bu dönem ama belli olmaz. malum, sınıfta birinin bir dersten kalması gerekiyorsa o biri kesin ben olurum. son gececilerin - ki halk arasında sorumsuz da denir böylelerine- kaderi bu sanırsamsa. ve ben bu sorumsuzlukla tezimi de son gece yazmaya çalışırım heralde.
*
pazar günü kpds varmış. bir sonraki pazar da ales. günler o kadar hızlı akıp gidiyor ki anlayamıyorum. daha önceki postlarımı okuduysanız bu 2 nadide sınav için ne hayaller kurmuştum. düzenli çalışma vs. şimdi bi bakıyorum sınava 3 gün kalmış. ben daha başlamadım. vat dı fak!
*
bu arada işe başladım.
*
paramı kitaplara yatırıyorum yine bu aralar. ekmek arası'nı bitirememenin verdiği vicdan azabıyla yeni türk yazarlar keşfetmeye karar verdim. ve ufaktan başladım. bu arada japon edebiyatına da murakami ile giriş yaptım. çoğoş kitaplar edindim hasılı. misal;
*
*
murakami'den "sınırın güneyinde güneşin batısında"yı bitirdim. imkansızın şarkısı'nı ve diğerlerini de okuduktan sonra üzerine yazarım. galiba. ya da inşallah. diğer japonu ise kitapçı al dedi diye aldım. neden böyle bi şey yaptım bilmiyorum ama yaptım yani. hollanda d&r'da 4 lira. ben de ondan aldım. başka bi nedeni yok. kapağında obama'nın kitap hakkında yorumu var. öyle de gereksiz bi kitap yani ama 4 lira diye ...
*
yeni keşiflerim türk yazarlara gelicek olursak, aslı erdoğan, gündüz vassaf ve barış bıçakçı. bizim büyük çaresizliğimiz'e başladım ve sanırım birazdan hasta yatağımda bitiriciim. kapağı zaten beni kalbimden vurmaya yetti. vesikalık boyu olsa cüzdanımda taşıcam. o derece.
*
şimdi kapağın daha büyük bir görseline bakarak bir kez daha önünde eğilelim. bir süre yere pararlel gittikten sonra yeniden görüşmek üzere.
*

Pazartesi, Kasım 07, 2011

daha önce bahsetmiş miydim?

bayramda dahi post girmeyecek kadar tembel bi bilogırım. bu da böyle bilinsin.