Pazartesi, Haziran 24, 2013

Mümkün mü?

Bir şeyler yapmak için kendimde güç bulamıyorum. Kafamı toparlayamıyorum. Kendime şaşırıyorum. Kendimle boğuşuyorum. Ve sonunda kendimi hep aynı yerde buluyorum. 

Neresi sıla bize?
Neresi gurbet?
Yollar bize memleket.


Perşembe, Haziran 13, 2013

Boyun Eğme !

Nefes alamıyorum.

Bugün 15. gün. Uyumaya korkuyorum. Her gün "acaba bugün neler bekliyor bizi?" diyerek uyanıyorum.  Yatağımdan biraz doğrulup bilgisayarımı kucağıma alıyorum, açıyorum. Gündemi öğrenmek için ilk olarak gazetelere ya da haber kanallarına bakmayalı uzun zaman oldu. Onun yerine twitter sayfamı açıp ben uyurken yapılan, yazılan, çizilen her şeyi tek tek okuyorum. Okuduğum her yeni cümlede kanım çekiliyor, öfkem artıyor. Sinirle kalkıyorum yatağımdan. Biraz evin içinde dolaşıp sakinleşmeye çalışıyorum. 

Ev arkadaşlarımla biz uykudayken olanları kritik ediyoruz. Kim? Neden? Nasıl? Daha neler yapacaklar? Şimdi ne olacak? Üzülüp ve hırslanıp bilgisayarımın başına geri dönüyorum. Direnişçilerin, habercilerin ve hatta yandaş medyanın yazdıklarını tek tek okuyorum. Anlamaya çalışıyorum. Sonra akşamüstü tencere-tava faslı başlıyor. Eşlik ediyorum var gücümle. Sanki ne kadar çok ses çıkartırsam güzel ve güneşli günler o kadar yaklaşacak gibi. 

Gece oluyor. Sırt çantalarımızı hazırlıyoruz. Maske, gözlük, şal, talcid'li su, çöp torbası ... "Böyle bir nesilden nasıl da profesyonel direnişçiler yaratıldı" diye geçiriyorum aklımdan. Evden çıkıyorum. Gezi'ye gidiyorum arkadaşlarımla beraber. "Gece nöbeti bizde" diyoruz hep bir ağızdan. Bulduğumuz bir yere oturuyoruz. Etrafıma bakıyorum. Her gece olduğu gibi gergin bir bekleyiş. Babam arıyor o vakitlerde. "Nasılsınız?" diyor. "Direniyoruz" diyorum. "Kendinize dikkat edin" diyor ve tabii kapatırken "kendini önlere çok atma" diye ekliyor. Çöpler toplanıyor, bisküviler, cipsler, sular paylaşılıyor. 

Arada parka giriyor biri koşarak. "GELİYORLAR ABİ, GELİYORLAR" diye bağırıyor. Gözlerindeki korkuyu ve cesareti metrelerce öteden okuyabiliyorum. Herkes mırıldanmaya ve kıpırdamaya başlıyor. Abilerinden biri gelip sakinleştiriyor onu. "TAMAM SAKİN OL. BİR ŞEY OLMAYACAK. NEFES AL" Parkın dışındakilerle iletişime geçiliyor. Bilgi bazen doğru oluyor, bazen yanlış. Yanlışsa hafif bir nefes alıyor herkes ama gergin bekleyişe devam. Doğruysa aceleyle maskeler takılıyor, şallar dolanıyor boğazlara. talcid'li sular kolay ulaşılabilecek yerlere konuyor, çantalar sırtlara yerleştiriliyor. O an herkesin aklından tek şey geçiyor. DİREN!

Gökyüzünün mavi, ağacın yeşil, insanın insan gibi kaldığı bir dünyada yaşamak istiyorum. Mümkün mü?




Perşembe, Mayıs 30, 2013

mutsuzluktan ölebilirim. 
ve yalnızlıktan.

Pazartesi, Mayıs 27, 2013

Süt

Meraba,

Son zamanlarda işlerim o kadar ters gidiyor ki şuraya bile iki satır bir şeyler yazamıyorum. Yani geçen bi ara açtım boş sayfayı, hop elektrik kesildi. Öyle bi'şey.  Hız kesmeden devam eden terslikler içerisinde benim yaptığım tek şeyse film izleyip, internette takılmak. Okul namına, tezim namına ya da genel olarak hayat standardımı yükseltmek namına hiçbi şey yapmıyorum. Kitap bile okumuyorum ki bunun bi bahanesi olamaz. 

Şu sıralar olmasını çok istediğim bi'şey var gündemimde ama neyse olunca söylerim.

Hadi ben gideyim de bi game of thrones izleyeyim. Sonra da kendime yazılacak bi tez bulayım. Bays. 

Unutmadan:




Perşembe, Mayıs 16, 2013

Ördekler

Naber?

Bugün Ördekler'in 3. yaş günü. Anlayacağınız üzere eşek kadar oldular artık. Ama hala doğum günü partisi istiyorlar. Çocuklar masrafa ne gerek var, dedim. Alırız küçük bi pasta, koyarız yanına kolamızı oldu bitti, dedim. Yok. İlla parti olacakmış.




Bu da günün anlam ve önemine uygun, çok sevdiğim bir şiir :


Pazar, Mayıs 05, 2013

so say we all

Bir yıl öncesi bir yıl sonrası. Bir ay öncesi bir ay sonrası. Bir hafta öncesi bir hafta sonrası. 
Dün. Bugün. Yarın. Her şey çok çabuk değişiyor, değişimler yoruyor.

Yola çıkmadan önce planlar yapıyorum her seferinde. Ve her seferinde yolun sonuna gelip arkama baktığımda yaptıklarımın planladıklarımla hiçbir ilgisinin olmadığını görüyorum. O saatten sonra da ya üzülmek için çok geç oluyor ya da sevinmek için erken. 

Rota her zaman karmaşık, rota her zaman bulanık. Ama yine de ben her seferinde bi rota çizmeye çalışıyorum kendime. Boğulmamak için. 
 


Perşembe, Nisan 25, 2013

vay bana, vaylar bana!

Meraba;

Diş ağrısının ne kadar beter, ne kadar iğrenç bi'şey olduğunu söylememe gerek var mı bilmiyorum ama hakikaten öyle. Son 3 günümü perişan etti bu ağrı. 

Genel olarak dişlerine iyi bakan bi tipimdir. Diş teli kullandığım dönemlerde edindiğim diş sağlığı bilgisini bugün halen kullanıyorum, hiçbir ağrım sızım olmasa bile rutin kontrollere gidiyorum vesaire. Son olarak da şubat tatilinde ufak bir sızı hissedip hemen doktora koşmuştum. 20'lik dişlerimin üçünün aynı anda geldiğini ama problem olmadığını sadece bazen ağrılar yapabileceğini falan söylemişti. 

Ama gelin görün ki pazartesi akşamı beni bir diş ağrısı esir aldı. Öyle bir ağrı ki kafamı duvarlara vurmama ramak kalmıştı. İşin garibi bu dev ağrı periyodik olarak 2 saatte bir geldi 15 dk civarında sürdü, hafifledi. Bir nevi doğum sancısı olayı. O gece 2'şer saatlik uykularla geçti. Sabah uyandığımda hafif bir sızı vardı sadece ve gün boyu da öyle devam etti. Ben de "20'likler işte yea" falan diyip rahatlattım kendimi. Ancak o sabahın gecesi her şey daha beter oldu. Daha fazla dayanamayıp diş hastanesinin acil servisine gittim. Nöbetçi doktor bi ağrı kesici, bi de antibiyotik yazdı. Geçirir mi sancımı, dedim. Halleder,dedi. Düzenli olarak kullandığım bir ilaçtan bahsettim hani kötü etkileşim olmasın manasında. "Olmaz heralde yea" çekti. Bu cevaplardan tatmin olmasam da bi nöbetçi eczane bulduk. Lakin ki nöbetçi eczanede ilaç yok. Reçete dışında bildiğim diş ağrısında kullanılan şeyleri soruyorum, onlar da yok. Eczacı adam bana "majezik iç, majezik" diyor. Ölür müsün? Öldürür müsün?

O gece ilaçsız ve sinirli bi halde eve dönüp diş ağrımla başbaşa kaldım. Saatlerce ağladım acıdan. Gözümü kırpmadım, sabah olsun diye dua ettim bütün gece. Sabah da ilk iş yakınlarda bir diş hekimi buldum. Çok da şirin bi kadın çıktı. Daha farklı ilaçlar verdi. Ancak tam klinikten çıkacakken öldürücü cümleyi kurdu: "Yalnız bu ilaçlar 24 saat sonra etkisini gösterir" yani aynı ağrıyla bir gece daha geçirmek durumunda kaldım. 

Kendimi gece için ağrıya hazırlarken annemi arayıp duygu sömürüsü yapmak istedim. Normal olarak ilaç içtin mi, doktora gittin mi vs sorular sordu. "Üff, tabi gittim yaa, ölüyorum ben burda" diye triplere girdim. Verecek tavsiyesi kalmayan kadın anam "dişini sıcak tut, üşümüştür" demesin mi? Bende şalterler attı. "karın ağrısı mı, bel ağrısı mı bu, ne alaka, üf alllaam yaa" diye atarlandım kendisine. Tabi kendisi de geri durmayıp "annecim napayım, gelip ben mi çekeyim dişini" diyerek lafı koydu. Karşılıklık tripleştikten sonra telefonu kapattık. Ama umut fakirin ekmeği işte. Acaba gerçekten sıcak mı tutmak gerek diyerek, küçük bir google araştırması yaptım. Meğer soğuk kompres uygulamak acıyı hafifletirmiş. Bu sayede dün gece bi dört saat kadar kesintisiz uyudum ki günlerdir kesintisiz olarak uyuduğum en uzun süre oldu. 

Şimdi hafif bir sızıyla yazıyorum bu postu. Rahatladım sayılır. 

Hepinize neşeli günler, sağlıklı gülüşler .