Pazar, Temmuz 03, 2011

bizim aile


evet 3 haftanın acısını çıkarıyorum. o yüzden bugün bu kadar çok post giriyorum. negzel di mi? di. pof.
trt 1'de an itibariyle bizim aile oynuyor aziz okuyucularım. nasıl mutlu oldum görünce anlatamam. eskimeyen filmlerdendir bizim aile. muhteşem kadronun elinden çıkan filmlerin en güzellerinden. benim favorim her zaman damat şener. evet, ben de şener şen'e dayanamayanlardanım. adile naşit, ayşen gruda, münir özkul, tarık akan, halit akçatepe, ıtır esen ve diğerleri. hepsi bu kadar mı samimi olabilir? hepsi bu kadar mı doğal oynayabilir? kısaca en'lerdendir bu film. bıkılmayanlardan. eskiyi hatırlatanlardan.
siz de açın izleyin hemen. yaşar usta'nın unutulmaz tiradı gelecek sonunda. unutmayın.

üsküdar üzerine

üsküdar'a giderken diye bir dizi var. bilen bilir. erkan can, öner erkan, erdal tosun, tülin özen felan oynuyor. ve ben bayılıyorum. hohoho'larla gülüyorum. ancak kanal d'nin gerzek yayın politikasından ötürü ne günü ne de zamanı adam gibi. absürd zaman dilimlerinde olduğundan mütevellit rastgeldikçe izleyebiliyorum sadece. evet biliyorum bol ağlatmalı, bol entrikalı dizilerden değil. yani iş yapması oldukça zor ama bunu da izleyenler var yani. çok güzel ya. negzel hatta. nolur adam gibi zamanlarda olsun. sübaneke. dinimiz. amin.

ardından


uzun ve yorucu bir stajın ardından hepinize merhaba.
sisiay (coca cola içecek a.ş.'nin fabrika içindeki kısaltması) kariyerim şimdilik bitti. 3 haftadır doğru düzgün hiçbir eylemde bulunmama rağmen hiçbir şeye vakit ayıramadım. dolayısıyla ördeklerime de gereken özeni gösteremedim.
staj insanın özgüvenini yerine getiren bir şeymiş bu arada. bunu öğrendim. işlerin sandığım kadar komplike bir şey olmadığını görmek içimi ferahlattı diyebilirim. tabi bunların dışında yeni staj kankaları edindim. zaman çabuk geçti sayelerinde. sorumluluk almak da ayrıca güzel şey. hatta tam bana göre olduğunu düşünmeye başladım. staj sonunda kalite güvence ve üretim mühendislerine bir sunum yaptım. ki o da beklediğimden çok daha güzel geçti. bol bol tebrik aldım. haliyle sevindim.
staj defteri denen nalet şey hakkında bir şey söylemek istemiyorum. bıktım kendisinden. halen bomboş durmasına rağmen bana yaşattığı stres yetiyor bünyeme. bu hafta içinde tamamlayıp imzalatmak için bir kez daha cci (sisiay)'ın yolunu tutacağım. projelerim var. proje stajyeri olasım var. bu isteğimi de belirteceğim. hayırlısı.
günlerden pazar olduğundan mütevellit canım sıkılıyor. rahatsızım. bittim. biterken gittim.

Pazartesi, Haziran 13, 2011

giy dedi tulumları

hallo!

ilk iş günümden hepinize merhaba. bol cappy'li ve bol zero'lu bir günü geride bırakmak. stajın ilk gün tanımı bu olsa gerek. hee, bi de iso 2200, iş güvenliği, çevre denetimi zart zurt eğitimleri. insanların bu kadar tek tip olmalarına hayret ediyorum ayrıca. nevi şahsına münhasır deyimi kaybolalı yüzyıllar mı oldu, nedir? hep aynı terane. "ben her şeyin en iyisini bilirim. siz stajyerlerse getir götür işlerine bakacak bir avuç sefil yaratıktan başka bir şey değilsiniz." yıl olmuş 2011, hala bunu gözleriyle söyleyen insanlar var şu dünyada. scheisse !

bu arada iş teklifi aldım. ama aylık 2500 lira vermedikleri için reddettim. evet, şaka yaptım. bir mühendislik firması cv'mi internette görüp, aramış. lakin halen öğrenci olduğumu atlamışlar. söyleyince büyü bozuldu. hevesin kursakta kalması böyle bir şeymiş. öğrendim. "okucan da nolcak işsiz olcan yeaa" diyerek moralimi bozan tüm insanlara gelsin bu teklif. öhöm.

iş kıyafetleriyle ördeğe benziyorum sanırım bir de. neyse artık gideyim. hatta işçiyim ben işçi kalayım.

auf wiedersehen.

Perşembe, Haziran 09, 2011

finallerin bitmesi ve yazın gelmesi üzerine

ve finaller biter. hatta bu cümlenin sonuna daha fazla nokta konabilir. . . . gibi. finallerin bitimiyle beraber 3. sınıfı geride bırakmış durumdayım. bir yıl daha bu gerizekalı okula nasıl katlanacağım diye düşünmekten kendimi alamıyorum. bu arada 1 tane dersim kaldı, onu da belirteyim.

hava felaket derecede sıcak. bunalıyorum. nefes alamıyorum. ve evet. tatil istiyorum. gayet güzel de tatil planları oluşturmaya başladım. kesinleştikçe anlatırım artık.

bilgisayarım bozuk. zaten sınırlı sayıda yapabildiği aktivitelere tümden yasak getirdi. açılmıyor bile. yolcu yolunda gerek vaio. hoşçakal. bu postu da kardeşimin yeni bilgisayarından giriyorum bu arada. supersonik bir alet. kullanırken haz duyuyorum adeta.

kankeştaynımı çok özlemişim ayrıca. bugün görünce bir daha anladım. iki bira attık, kendimize geldik. loserlığımıza içip ağladık. onun üzerine uzuuun bir post yazmayı düşünüyorum bir ara.

pazartesi gününden itibaren sabah 8- akşam 5 insanına döneceğim. telaşlıyım. oradaki gözlemlerimi de anlatırım zamanı gelince.

neyse bu da böyle skimsonik bir post oldu ama idare edin.

lav yu.

Pazartesi, Mayıs 30, 2011

naber?

naber?
aslında şu saatte ders çalışıyor olmam gerek. ama. ama. ama. dayanamıyorum. biyoteknoloji denen teknoloji türürnün doğmasına neden olan tüm mikroorganizmaları öldürmek istiyorum. sabaha kadar baştan sona çalışmam gereken 2 kitapla bakışmaktan yoruldum. okunacak milyonlarca
sayfa, milyarlarca cümle ve trilyonlarca kelime var. gerginim. sinirliyim. henüz final haftasına yeni girmişken yani daha ilk final öncesi bu psikolojiye büründüğüm için korkuyor, önümdeki 2 haftalık süre için endişe duyuyorum. bu kadar ağır yükü kaldıramamaktan korkuyorum. finaller geldiğinde mi ben böyle olurum? yoksa böyle olduğumda mı finaller gelir bana? ayrıca bunun finallerle ne ilgisi var? of. çok sıkıldım. oooow çekilin yoldan vahşi batıdan geliyorlar. amerikanlar eskidi bunlar turkish kovboylar.
uçtumzi.

Cumartesi, Mayıs 28, 2011

nasıl delirdim?



çapsız insanları rektör, dekan, bölüm başkanı vs. yapmalarından nefret ediyorum. nadide üniversitemin rektörü biraz önce tv'deydi. henüz 2 aylık rektör olduğundan mütevellit yapcaklarından bahsetti bol bol. tamam buraya kadar normal. herkes gibi. programın sonunda sunucu kadın "sizin çocuğunuz üniversitenizde okuyacak olsa hangi bölümde okumasını istersiniz?" gibisinden bir soru sordu. bizim kamil'in cevabı " tabi ki tıp fakültesi. ben diğer fakülteleri ikinci planda görüyorum" bu ne ya? bu nasıl bir rezillik? böyle bir rektörden insan ne bekleyebilir? bu insana oy veren akla peki ne diyeyim? sonra bu oy veren diğer fakültelerin hocaları başlıyorlar "vay efendim, döner sermayeden en büyük payı tıp fakültesi alıyor". e bu mantıkta bir rektöre sahipsen başka ne bekleyebilirsin ki? adam açıkca "eğer bu okulda adam yerine koyulmak istiyorsanız yemekhaneye bile önlüğü ve stetoskopuyla gelen tıp öğrencilerinden olmanız gerek" diyor. hepiniz iğrençsiniz.