Cumartesi, Haziran 30, 2012

laç-ka

üzgünüm ama pis bir laçkayım.


Salı, Haziran 26, 2012

iflaholmaztoplayıcı

meraba.

ben dün bi'şey yaptım. tam bir "toplayıcı" olan ruhumu biraz olsun sakinleştirmek için topladığım onca şeyi çöpe attım. çocukluğumdan beri her şeyi biriktirmek gibi bir huyum var nedense. öyle ki biraz bi yerleri karıştırsam ilkokulda kullandığım defterleri bile bulabilirim. bazen yani daha çok sıkıldığım zamanlar biriktirdiğim şeylere bakıp hüzünlenir, "once upon a time in perse" moduna bağlarım. neyse asıl meseleye gelelim. biriktirdiğim çoğu şeyi attım. ve sanırım koleksiyonun en değerli parçası uykusuz'un ilk 3 yıllının eksiksiz arşivi. hatta 2-3 sayısı imzalıydı da. neden yaptım bilmiyorum ama attım gitti. şu an pişmanlık evresindeyim. geçmesini bekliyorum. hof. bari birine vereydim ya la :(

karıştırmalarım sırasında lisede kullandığım "eşşek" kadar ingilizce sözlüğün ilk sayfasına yazdığım iki satıra denk geldim. o zamanlara gittim geldim. kabul tam bi ergenmişim ama haksız da değildim.


sonra bi de ben bu aralar çok işsizim ya böyle de güzel bi kitap ayracı yaptım. yıhyıh ^^





Salı, Haziran 19, 2012

how is it going?

hof.

marmara üniversitesinin yüksek lisans başvurularını kaçırmam hiç hoş olmadı. bu konu koca bir öküz olup içime oturdu. olayı sindirdiğim zaman konuşalım.

sonunda eğitim-öğrenim hayatım bitti sevgili kardeşlerim. henüz bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğunu düşünecek fırsatım olmadı ama neyse. böyle bir tarif edilemez ruh hali içerisindeyim. garip. ikea reklamındaki uzayda dolaşan adam gibiyim. boşluk.

ayrıca belirtmeden geçmek istemem ki mezuniyetin dibine vurduk kankeytalarım. görüşenzi.



Salı, Haziran 12, 2012

i (L) lasagna

dur bi post yapayım da blogum boynu bükük kalmasın.

Çarşamba, Haziran 06, 2012

bizim büyük çaresizliğimiz

bazen bi'şeyi çok istiyorum. ama olmuyor. hani istemek başarmanın yarısı falan değil. sıçsan %1'i bence. kalanı?


Pazar, Haziran 03, 2012



ne yaparsam yapayım, ne edersem edeyim değiştiremeyeceğim şeyler var ya hani
onlar asla bitmeyecek
büyümeye de çalışsam, anlamaya da çalışsam, alışmaya da çalışsam
hiçbir zaman beceremeyeceğim.
içimizdeki şeytanlara zülfikarlarla da saldırsak asla bizi yalnız bırakmayacaklar
ve
gözyaşlarımız
hiçbir zaman bitmeyecek.



Pazar, Mayıs 27, 2012

Fadime'nin düğünü

iyi geceler.
*
yorgunluktan ölüyorum. son 15 gündür yaşadığım acı dolu günler ve bi 15 gün daha yaşayacağım diğerleri. omaygad!
*
bazen gerçekten her şeyi "çok" biliyorum. ve itiraf ediyorum. şu tez olayında da başıma ne geldiyse çok bildiğim için geldi. insanlar aralık-ocak ayında tez konularını alıp yavaş yavaş başlarken ben sürekli "başka işiniz mi yok yea?" modundaydım. keza danışman hocamın da benimle aynı kafada olmasından mütevellit konu seçmem nisan ayını buldu. derken araya bi'şeyler, bi'şeyler girdi ve tabi ben çok bilerek "tez ne yea? iki gecede yazarım ben." türünden geyiklerime devam ettim.
*
teslim tarihinin 18 mayıs olduğunu öğrendiğim gün takvim yaprakları 10 mayıs'ı gösteriyordu. -of, bak o acı günü hatırladım yine. bi kötü oldum. bi fena oldum.- aynı hafta 15-19 mayıs tarihinde şenliklerin de olacağını öğrenmem olaya daha da farklı bir boyut kazandırdı. 11 mayıs'da literatür taramaya başlayarak çıktığım tez yolunda 17 mayıs gecesi saat 02:00 sularında mutlu sona ulaştım. ama o 6 gün öldüm öldüm dirildim. tez bir taraftan, okula gitmek zorunda olmam diğer taraftan, şenlik başka bi taraftan. ha, şimdi burda madem o kadar işin var şenlikte niye sürtüyosun kızım'cılar olursa, belirtmek isterim. yeni türkü la. gitmemek olur mu?
*
ayrıca ales ve kpds'nin de bu zaman zarfına denk gelmesi de ayrı bir güzel oldu. bir de onlara girdim, çıktım, bi bişeyler yaptım ama hatırlamıyorum. zira ales sabahı Galatasarayımızın şampiyonluğunun sarhoşluğu, kpds'den de 2 gün önce tezi teslim etmiş olmamın rehaveti ile hiçbir şey yapmadım iki sınavda da.
*
neyse işte; uykusuzluk, zamansızlık, sinir, stres ve kalan her şeyin boka sarması ... anlatıcak gibi değildi yani o günlerdeki durum.
*
derken bu pazartesi final tatili başladı. güya yatıcam, arada finallere kasıcam felan. nerde o güzel dünya? mezuniyet balosu ve kep töreni gerçekleriyle yüzleşmek. bitmek tükenmek bilmeyen alışveriş maratonu. hala da bitmiş değil bak bu maraton. delirmeye başladım ufaktan ama neyse. anlayamadığım şey nasıl bu kadar zor olabilir güzel bi elbise bulabilmek. "balo için elbise arıyorum" dediğim an insanların gözünde "sim, taş, pul" görmekten bıktım yemin ederim. "daha sade" deyince de yüzüme mal mal bakan gözler. tekstil sektörü bitiyor diye üzülürdüm. bu sim-taş-pul-payet çeşitlemesiyle çok bile yaşamış bu sektör. bu ne la? neyse bu konuda çalışmalarım sürüyor. inanıyorum o güzel elbiseyle karşılaşacağım bir gün.
*
pazartesi son final dönemim başlıyor. hani böyle "of son finallerim :(" moduna giren tipler var ya, çok şaşıyorum. ben "bitse de kurtulsak" modundan çıkamıyorum halbuse. neyse okulun bitmesi üzerine ayrı bir post "illa ki" yaparım. hatta kalanlar için "abi bu günlerin değerini bilin" geyiğini bile çeviririm. yıhyıh ^^
*
bi zahmet halimi özetler misin cınım ?
*