Perşembe, Kasım 28, 2013

Ne demişler :

"There are only 2 rules to achieving anything 
1. Get started 
2. Keep going"

Pazartesi, Kasım 11, 2013

Hazır mıyız gençler?

- Buraya bir şeyler yazmadıkça daha da yazmayasım geliyor. Ve böyle olmasını istemiyorum.

- Küçük şeylerden mutlu olmayı öğrendim. Şaka şaka ... Hala öğrenemedim. Ama yine de hayatımın hiçbir döneminde sinemaya gittim diye bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum.


- 2 aydır ilk defa içinde domuz eti olmayan bir pizza gördüm. Ve bittabi yedim. İçki içip domuz eti yemeyişimin hikmetini hala çözebilmiş değilim. Bu hususlarda nasıl bir mentaliteye sahibim ben de anlamadım.

- Türkçe kitap okumayı özledim. Buraya yeterince kitap getirmeyerek hayatımın hatasını yapmışım da haberim yokmuş. Vay le le !

- Sırt çantamla beraber yaklaşık 15 gün sürecek bir geziye çıkıyorum çarşamba günü. Ya çok güzel olacak ya da perperişan bir halde geri döneceğim. Umarım ilk seçenek gerçekleşir.

- Bugün burada bayram. 2. Dünya Savaşı'nın bitişini kutluyorlar. Haliyle her yer kapalı. Eppeksiz kaldım. 

- Günlerdir şurdan 1 saat mesafedeki Mont Saint Michel'e gitmeye çabalıyorum. Lakin uyuyakalmaktan gidemiyorum. Scheisse !

- Bazı şeylerin ne kadar değerli olduğu kaybedilince anlaşılıyormuş gerçekten. Öğrendim. 

-  Facebook'a yıllar sonra geri dönüşüm garip oldu. Hala hiç bir akrabamla arkadaş değilim. Ne zamana kadar bu şekilde kaçabileceğim, hep birlikte göreceğiz.

- Geçen ay garda evsiz bir Türk'le tanışmıştım. Necdet. Baya da musallat olmuştu kendisi. O nedenle aramıza set çekip gördüğüm yerde ölü taklidi yapıyordum. Geçen gün  de yolda yürürken birden "maaavi maaavi masmaviiii, gözleri boncuk maaavii" dizeleri kulağımda çınladı. "Noluyo yea?" derken bir de baktım, Necdet. Bi sokak müzisyenin elinden mikrofonu almaya çalışırken bir yandan da şarkı söylüyor. Günlerce aklıma o sahne geldikçe güldüm. Burdan ayrılırken tüm mal varlığımı Necdet'e bırakmaya karar verdim. (Mal varlığım: bir yorgan, iki yastık, bir kupa)

- Gelecek kaygılarım yine baş gösterdi. Dönünce napcam ben yea?



* Ne kadar tontiş bir zürafa değil mi?

Salı, Ekim 22, 2013

Brooks.

"Sevgili dostlarım, 
Dışarının bu kadar hızlı büyüdüğüne inanamadım. Çocukken bir keresinde araba görmüştüm. Fakat şimdi her yerdeler. Dünya büyük lanet bir acele içinde. Şartlı tahliye komisyonu beni bu yarım eve soktu adı "biracı"... Ve bir iş... Alışveriş mağazasında yiyecekleri poşetliyorum. Zor bir iş ve ben dayanmaya çalışıyorum. Fakat çoğu kez ellerim acıyor. Mağaza müdürünün beni pek fazla sevdiğini sanmıyorum. Bazen işten sonra, parka gidip kuşları besliyorum. Ve Jake'in birden çıkıp bana merhaba diyeceğini düşünmeye başlıyorum. Fakat bu hiç olmuyor. Umarım, her neredeyse, iyidir ve yeni arkadaşları vardır. Geceleri uyumakta zorlanıyorum. Kötü rüyalar görüyorum yere düşüyormuşum gibi. Korkarak uyanıyorum. Bazen nerede olduğumu hatırlamak biraz zamanımı alıyor. Belki bir silah alıp mağazayı soymalıyım ki beni evime geri yollasınlar. Oradayken müdürü vurmalıydım. Bir çeşit ikramiye gibi. Sanırım artık bu tür saçmalıklar için çok yaşlıyım. Burayı sevmiyorum. Her zaman korkmaktan yoruldum. Kalmamaya karar verdim. Sanırım benim gibi yaşlı bir hırsız için fazla üzülmezler. 
Not: Hey ,Wood'a söyle, boğazına bıçak dayadığım için üzgünüm. 

Hiç kuvvetim kalmadı. 
Brooks."  

Cumartesi, Ekim 19, 2013

Greyfurt

Naber?
 
Hayat nasil yavas akiyor anlatamam. Bilgisayarim bozuk oldugundan mutevellit uzun zamandir post yapamiyorum sevgili izleyicilerim. Kusuruma bakmayin. Hos bilgisayarim olsa evde internet baglantim yok. Boyle sacma sapan bi yerde yasiyorum yani. Bu postu da sehir kutuphanesinden yapiyorum. O nedenle turkce karaktersizligin dibindeyim. Neyse eski bilgisayarim Turkiye'den yola cikti. Elime ulastiginda internet baglantisi da bulabilecegimi dusunuyorum. Yani umuyorum. O zaman umarsizca internet sayfalari arasinda dolasip dizilerin filmlerin icine atacagim kendimi. Tabi ordeklerime de gereken ilgiyi gosterecegim o zaman.
 
Bu ara yasadigim hayat trajikomik bi film gibi. Basima gelmeyen kalmadi. Internet baglantim oldugunda kalem kalem yazmayi planliyorum. Ancak planladigim seyleri yapmamak gibi guzel bi huyum oldugu icin bu dedigime kendim de pek inanmadim. Neyse.
 
Hadi gorusuruk.
 
 
 

Cumartesi, Ekim 05, 2013

Pazartesi, Eylül 30, 2013

Boncur.

Uzun ve yorucu bir yazın ardından hepinize merhaba. 

Günlerin ay, yılların asır gibi geçtiği, zaman kavramına yabancılaştığım, kendimle boğuştuğum, asla olması gerekeni yapamadığım, sürekli koştuğum, koşarken düştüğüm, ayağa kalkıp devam ettiğim, hep geç kaldığım, hep erkenci olduğum 2013 yazı sonunda BİTTİ. Ve ben hala "iyi ki bitti" ile "keşke bitmeseydi" ikilemi içinde A noktasından B noktasına, sonra B noktasından tekrar A noktasına hala koşuyorum. 

Şimdi Eylül. Eylül demek başlangıç demek. İlkokuldaki mevsim panolarının bilinçaltıma etkisi midir yoksa her Eylül biraz daha büyüdüğümden midir bilmem ama ben her Eylül yeniden başlarım. Bu Eylül ise en baştan başladım.

Şimdi dilini bilmediğim insanların içinde bildiğim dillerde cevaplar arıyorum. Onlar sorularımı anlamıyor, bense onların verdikleri cevapları. Ilk kez bunu dert etmiyoum. Hiçbir şey bilmiyorum. Ve bu bilinmezlik hali hoşuma gidiyor. Zaman enteresan bi enstrüman. Gittiğinde dönmeyeceğini bilenlerdenseniz bilinmezlere teslim olmak cok da kötü olmasa gerek. "Rüzgara kapılmış gidiyorum ben. Ne olacak bu işin sonu? Ne olacağım ben?" 

 ** Persefon Frenk diyarından bildirdi.

Salı, Ağustos 13, 2013

Uyuyamazgezer

Yine sabah oluyor. Yine uyuyamıyorum. Uzunca bir süredir olduğu gibi. Süt içtim, dizi izledim, kitap okudum, müzik dinledim, sigara içtim. Göz kapaklarının alt kirpiklerle buluşmasının nasıl bu kadar zor olabildiğinde inanamıyorum. Üstelik bunlar benim göz kapaklarım. Her zaman yer çekimine karşı zaafı olan, sürekli düşmeye meyilli göz kapaklarım... 
Sen bir aylak, bir uyurgezesin, bir istiridyesin. Tanımlar saatlere, günlere göre değişiyor ama taşıdıkları anlam az çok belli: Yaşamanın, harekete geçmenin,bir şey yapmanın pek sana göre olmadığını hissediyorsun; sadece sürüp gitmek istiyorsun, sadece bekleyişi ve unutuşu istiyorsun. 
Buraya uzun zamandır fazlaca depresif şeyler yazdığımın farkındayım. Pek iyi değilim sadece. Ama elbette bu durum düzelecek. İnsanoğlu olarak unutmuyor ancak alışıyoruz malum. Alıştıkça daha iyi olduğumuzu zannediyor gündelik hayatın ritmine daha çabuk adapte oluyoruz. Normal görünüyoruz. Normal hissetmesek de normal olduğumuza inanıyoruz. İşte böyle. 

Dipnot 1 : Bazen her şeyin beni bulmasına gerçekten hayret ediyorum. 

Dipnot 2 : Bize her sevdadan geriye kalan sadece Galatasaray.