Salı, Ekim 22, 2013

Brooks.

"Sevgili dostlarım, 
Dışarının bu kadar hızlı büyüdüğüne inanamadım. Çocukken bir keresinde araba görmüştüm. Fakat şimdi her yerdeler. Dünya büyük lanet bir acele içinde. Şartlı tahliye komisyonu beni bu yarım eve soktu adı "biracı"... Ve bir iş... Alışveriş mağazasında yiyecekleri poşetliyorum. Zor bir iş ve ben dayanmaya çalışıyorum. Fakat çoğu kez ellerim acıyor. Mağaza müdürünün beni pek fazla sevdiğini sanmıyorum. Bazen işten sonra, parka gidip kuşları besliyorum. Ve Jake'in birden çıkıp bana merhaba diyeceğini düşünmeye başlıyorum. Fakat bu hiç olmuyor. Umarım, her neredeyse, iyidir ve yeni arkadaşları vardır. Geceleri uyumakta zorlanıyorum. Kötü rüyalar görüyorum yere düşüyormuşum gibi. Korkarak uyanıyorum. Bazen nerede olduğumu hatırlamak biraz zamanımı alıyor. Belki bir silah alıp mağazayı soymalıyım ki beni evime geri yollasınlar. Oradayken müdürü vurmalıydım. Bir çeşit ikramiye gibi. Sanırım artık bu tür saçmalıklar için çok yaşlıyım. Burayı sevmiyorum. Her zaman korkmaktan yoruldum. Kalmamaya karar verdim. Sanırım benim gibi yaşlı bir hırsız için fazla üzülmezler. 
Not: Hey ,Wood'a söyle, boğazına bıçak dayadığım için üzgünüm. 

Hiç kuvvetim kalmadı. 
Brooks."  

Cumartesi, Ekim 19, 2013

Greyfurt

Naber?
 
Hayat nasil yavas akiyor anlatamam. Bilgisayarim bozuk oldugundan mutevellit uzun zamandir post yapamiyorum sevgili izleyicilerim. Kusuruma bakmayin. Hos bilgisayarim olsa evde internet baglantim yok. Boyle sacma sapan bi yerde yasiyorum yani. Bu postu da sehir kutuphanesinden yapiyorum. O nedenle turkce karaktersizligin dibindeyim. Neyse eski bilgisayarim Turkiye'den yola cikti. Elime ulastiginda internet baglantisi da bulabilecegimi dusunuyorum. Yani umuyorum. O zaman umarsizca internet sayfalari arasinda dolasip dizilerin filmlerin icine atacagim kendimi. Tabi ordeklerime de gereken ilgiyi gosterecegim o zaman.
 
Bu ara yasadigim hayat trajikomik bi film gibi. Basima gelmeyen kalmadi. Internet baglantim oldugunda kalem kalem yazmayi planliyorum. Ancak planladigim seyleri yapmamak gibi guzel bi huyum oldugu icin bu dedigime kendim de pek inanmadim. Neyse.
 
Hadi gorusuruk.
 
 
 

Cumartesi, Ekim 05, 2013

Pazartesi, Eylül 30, 2013

Boncur.

Uzun ve yorucu bir yazın ardından hepinize merhaba. 

Günlerin ay, yılların asır gibi geçtiği, zaman kavramına yabancılaştığım, kendimle boğuştuğum, asla olması gerekeni yapamadığım, sürekli koştuğum, koşarken düştüğüm, ayağa kalkıp devam ettiğim, hep geç kaldığım, hep erkenci olduğum 2013 yazı sonunda BİTTİ. Ve ben hala "iyi ki bitti" ile "keşke bitmeseydi" ikilemi içinde A noktasından B noktasına, sonra B noktasından tekrar A noktasına hala koşuyorum. 

Şimdi Eylül. Eylül demek başlangıç demek. İlkokuldaki mevsim panolarının bilinçaltıma etkisi midir yoksa her Eylül biraz daha büyüdüğümden midir bilmem ama ben her Eylül yeniden başlarım. Bu Eylül ise en baştan başladım.

Şimdi dilini bilmediğim insanların içinde bildiğim dillerde cevaplar arıyorum. Onlar sorularımı anlamıyor, bense onların verdikleri cevapları. Ilk kez bunu dert etmiyoum. Hiçbir şey bilmiyorum. Ve bu bilinmezlik hali hoşuma gidiyor. Zaman enteresan bi enstrüman. Gittiğinde dönmeyeceğini bilenlerdenseniz bilinmezlere teslim olmak cok da kötü olmasa gerek. "Rüzgara kapılmış gidiyorum ben. Ne olacak bu işin sonu? Ne olacağım ben?" 

 ** Persefon Frenk diyarından bildirdi.

Salı, Ağustos 13, 2013

Uyuyamazgezer

Yine sabah oluyor. Yine uyuyamıyorum. Uzunca bir süredir olduğu gibi. Süt içtim, dizi izledim, kitap okudum, müzik dinledim, sigara içtim. Göz kapaklarının alt kirpiklerle buluşmasının nasıl bu kadar zor olabildiğinde inanamıyorum. Üstelik bunlar benim göz kapaklarım. Her zaman yer çekimine karşı zaafı olan, sürekli düşmeye meyilli göz kapaklarım... 
Sen bir aylak, bir uyurgezesin, bir istiridyesin. Tanımlar saatlere, günlere göre değişiyor ama taşıdıkları anlam az çok belli: Yaşamanın, harekete geçmenin,bir şey yapmanın pek sana göre olmadığını hissediyorsun; sadece sürüp gitmek istiyorsun, sadece bekleyişi ve unutuşu istiyorsun. 
Buraya uzun zamandır fazlaca depresif şeyler yazdığımın farkındayım. Pek iyi değilim sadece. Ama elbette bu durum düzelecek. İnsanoğlu olarak unutmuyor ancak alışıyoruz malum. Alıştıkça daha iyi olduğumuzu zannediyor gündelik hayatın ritmine daha çabuk adapte oluyoruz. Normal görünüyoruz. Normal hissetmesek de normal olduğumuza inanıyoruz. İşte böyle. 

Dipnot 1 : Bazen her şeyin beni bulmasına gerçekten hayret ediyorum. 

Dipnot 2 : Bize her sevdadan geriye kalan sadece Galatasaray.


Pazartesi, Ağustos 12, 2013

Çünkü filler asla unutmaz. 


Pazartesi, Ağustos 05, 2013

Boşluk

Zaman ne müphem bir mefhummuş meğer. Hem yaraymış hem yara bandı dediklerine göre. İkisine de inanmıyorum artık. Zaman sadece bir bıçak. Bizleri lime lime doğruyor. En küçük yapı taşımızı bulana dek buna devam ediyor. Bulduğu an ise yok oluyorsun. Boşlukta süzülüyor varlığın. Ne tutunacak dalın kalıyor ne de o dalı tutacak ellerin... Sadece uçuyorsun. Konacak bir yerin olmadığı için aşağıya bakmaya gerek duymuyorsun. Kanatlarının rotası hep daha karanlıklara, bilinmezlere sürüklüyor seni. Hissedemiyorsun bile. Çünkü hisselerini de iki elinin arasında ufalıyor zaman. Kırıntıların boşlukta savruluyor. Hiç oluyorsun. Yok oluyorsun.  

Yaşlandığımı, buruştuğumu hissediyorum. Zamanın acımasızlığı dolaşıyor tenimde. Pişmanlıklarım boy veriyor sularımda. Yakama yapışıp dibe çekiyor zaman. Boğulduğumu fark ediyorum. Ama çırpınmak istemiyorum. Yine tek yapabildiğim teslim olmak. Bu kez kolayca pes ettiğimden değil gücüm kalmadığı için teslim oluyorum zamana. 

İnandığım, inanmak istediğim her şeyi kaybediyorum. Zaman hepsini alıp götürüyor bir daha geri getirmemek üzere. Öncesinden farklıyım şimdi. Huzurlu mutsuzluğum artık sadece huzursuz bir boşluk