Pazar, Temmuz 31, 2011

lav yu panp!

melaba
..
sıkıntıdan patladığın, poflamaktan yanaklarına ağrılar girdiği günlerde arkadaşlarla yeniden bir araya gelmek kadar güzel bir şey yok sanırım. eski günlerden bahsedip keh keh gülmek, var olan durumlardan bahsedip, üzülmek, olabilecekler hadiseler için endişelenmek. hepsi daha güzel sanki arkadaşlarla. hele en yakın arkadaşla. önce birayla kafalarımızı döndürüp sonra steakhouse'la karnımızı doyurup üzerine türk kahvesi içerek midelerimizi zorladığımız zamanlar biricik bro'mla güzel. (bu bro lafı da tee ergen günlerimizden, lise zamanlarından kalma. şimdi kurtulamıyoruz. ki zaten kurtulmak da istemiyorum ben) şu tatilleri de en çok bu yüzden seviyorum sanırım. kendisiyle böyle umarsız zamanlar geçirebildiğimiz için. eski bir türk atasözü der ki: "en iyi arkadaş kahve falı bakmayı bilmediği halde ısrar ettiğin için falına bakan arkadaştır. ondan daha iyi arkadaş ise kahve falı bakmayı bilmediğini bildiği halde sana falına baktıran arkadaştır. " evet, attım. böyle bir atasözü yok ama bence olsa iyi olurmuş.
en iyi arkadaşın başka şehirde yaşaması kadar boktan bir şey yok sanırım. mutsuzluktan ölüyorsundur mesela, dertleşmek için, omzunda ağlamak için, seni rahatlatması için ona ihtiyacın vardır ama ulaşamazsın. telefonla falan işte ancak. ya da deli gibi eğleniyorsundur, mutluluktan uçuyorsundur "ah!" dersin. "panpacığım da burda olaydı şimdi ... " böyle geçer günler. tatil günleri ancak beraber olunur. o saatler de anlamadan geçiverir. yetmez. işte öyle bir şeydir uzak kalmak. boktandır. çiştendir.
..
lav yu panp !

Cumartesi, Temmuz 30, 2011

Pazartesi, Temmuz 25, 2011

yorgi.

yorgunum. ölüyorum. iyi geceler.

Pazar, Temmuz 24, 2011

it's complicated !%?

kafam düşünmekten kocaman oldu. zaten kararsızlık benim karakterimken insanların bir şeyler anlatarak zihnimi daha da bulandırması beni bitiriyor. hani şu ales'de kesin kararlıydım ya. aslında o kadar da kararlı değilmişim. son iki gündür muhattap olduğum herkes "ne varsa devlette var" diyerek adeta beni kpss'nin dikenli yollarına itmeye çalışıyor. ve ben de gayet etkileniyorum her söylenenden. kafamda on yüz bin baloncuk. başedemiyorum. tam ales kitabını elime alıyorum "ya şimdi kpss'ye girersem bi de tarih coğrafya lazım yea" diyip düşünmeye başlıyorum derken kitabı bırakıyorum. bi bakmışım film izlemeye başlamışım felan. bu arada çok da güzel filmler izlemeye devam ediyorum. yehhu! hayat var'ı izledim reha erdem'den misal. pek de beğendim.
yarın tekrar staja başlıyorum bu arada. işin yoksa bir ay sürün oralarda. ki zaten benim işim yok. sürüneceğim. kitap okumamakta ki ısrarlarım devam ederken bu iş biraz iyi gelecek. okurum bol bol artık.
bir de bugün büyük amcanın dağ evine gittik. yaşlı karı koca eğleniyorlar bütün gün dağda bayırda. toz, toprak, ot, çöp sevmeyen bünyeme tabi ki hiç de cazip gelmedi ortam ama bizimkiler ölüyorlar oraya. insanların yaşlandıkça yaz tatillerini deniz kenarlarında değil dağ yamaçlarında geçirmeye başlıyorlar nedense. garip. tıpkı insanların büyüdükçe biber dolmasını kabuklarıyla yemeye başlaması gibi. ya da tam onun gibi olmayabilir.
bu da yusuf güdük konuyla ilgisi yok ama severim kendisini.

Çarşamba, Temmuz 20, 2011

alexander, toblerone ve diğerleri

bugün mail kutuma düşen bir iletiyle öğrendim ki elif şafak ağustos ayında yeni bir kitap getirecekmiş önümüze. iskender. içeriği bilemem ama bu kapak ne böyle, elif? hı? kime diyorum? bu kapak nee? zaten oldum olası elif şafak'ı çok seven biri değilim. ama bu son kapak hiç olmamış.
elif şafak sevmem ama toblerone severim. hatta bayılırım.
bu da benim staj defterim. defter, hadi merhaba de abilere, ablalara.
merhaba. ben bu perse'nin yaza yaza bitiremediği staj defteri. can dostum çokoprens ile beni her yere peşinden sürüklüyor ama iki satır yazmak zor geliyor, çokoprens dostum ise paramparça oldu çantalarda gezinmekten. bıktık artık. öptük. bb.

incir vs. süpertitiz

iyi sabahlar.
saatlerimiz 03:18'i gösteriyor şu dakikalarda. gişe memuru yeni bitti. insanın aklını yitirmesi ne kadar kolay. bazen korkuyorum bu yüzden. her konuda fazla sabırlıyım. birkaç yıla varmaz delirebilirmişim gibime geliyor. neyse.
incir reçeli'ni izledim demiştim ya. aslında son kısmını izleyememiştim ben onun. gişe memuru'ndan önce fırsatını bulup izleyebildim. herkesin bu filmi neden bu kadar abarttığını da çözebilmiş değilim halen. bir dolu film saçması. bir tek ben mi gerçekçilik arıyorum filmlerde, bilmiyorum. hemen sayıyorum gözüme batanları. tabi böylelikle bu post derin spoiler içerecek. filmi izlemeyenler postu okumayı burada bırakabilir. hoşçakalın canlarım. bir başka postta
görüşmek üzere.
öhöm. neyse biz devam edelim. şimdi bir kere melike güner sarhoşu canlandırmada yemin ederim levent kırca'dan beter. hop hop altıntop felan. samimiyetsiz. özensiz. neyse. ikinci kötü sahne ise adam ve kadının mumlar içinde çırılçıplak oturdukları kısım. film devem ederken birden mumların içinde gördük ikisini. hoppalaa! böyle durumlarda ben o anki durumun öncesini düşünürüm. nasıl oldu yani? her yere mumlar yakıp hadi şimdi soyunup mumların ortasına eksantrik bi şekilde oturalım, sarılalım mı dediler yani? o duruma nasıl geldiler? muamma. muğlak. içi boş baloncuk kafamda. neyse hadi onu da geçtim. en saçma sahneye geldim. metin denen adamın kızın babasını görüp kızın sevgilisi sanması. böyle saçma bi şey görmedim ben. filmi izleyenler soruyorum size. allasen kaçınızın aklına sevgilisi olma ihtimali geldi. hasta adamcağız resmen bağırıyor ben babayım diye. sevgilisi sanmak? öh! yuh! bıh! vs. yemezler. ve son olarak ölüm sahnesi. tam bir klişe. yani anlamıyorum bu insanlar ölüm anını mı biliyorlar? tam en vurucu cümle ediliyor, bitiyor. hooop. ölmesi gereken ölüyor. ya bi filmde de yarım kalsın cümleler. ya da ne bileyim bi kere de felsefe yapmadan ölsün ölen kişi. gözleri konuşsun yeter. anlarız biz. yalnız hakkını yemek olmaz. sezai paracıkoğlu acayip güzel ağlıyor. höyküre höyküre böyle. salya sümük. acı çekerek ağladığı belli oluyor adamın. o sahne için kendisini tebrik ediyorum. bayıldım. bu konuda söyleyeceklerim bu kadar.
bu aralar tabutta rövaşata ve uçurtmayı vurmasınlar'ı izledim bir de. herkesin bildiği güzel filmleri izleme gecelerine devam yani. tabut hakkında sayfalarca şey yazmak istiyorum ama şu an değil. sadece tavus kuşu istiyorum şu an. bi tane kucağıma alıp sokak sokak gezmek istiyorum gecenin karanlığında. yumuşacık ve renkli tüyler, uzun bir kuyruk ve canlılığını hissetiğin kucağındaki et parçasının sana verdiği huzur. bunu tatmak istiyorum. tam da şu an hem de. mahsun süpertitiz hep gülsün istiyorum bir de.
ve evet. ama arkadaşlar iyidir.

Perşembe, Temmuz 14, 2011

filmler, kitaplar ve 10 lira

üşengeçliğimin tavan yaptığı günlerdeyim. bütün paramı tişörtlere, kitaplara, filmlere ve kredi kartıma yatırdığımdan mütevellit cüzdanımdaki 10 lira bana yarenlik ediyor şu sıralar. onunla olan beraberliğimiz ise çok seviyeli, birbirimize taviz vermiyoruz pek. 0 yüzden evde pinekliyorum. duvarlara bakıyorum felan. balkon da güzel. öyle yani. bu arada kendime 74676423 sayfalık bir ales kitabı aldım. çalışmaya kararlıyım artık. zaten ales kolay yea. da kpds, üds kasıyor beni biraz.
yeraltından notlar'ı okuyordum son günlerde ama. kesinlikle bir yaz kitabı değil. oturp ders çalışır gibi okumak gerek o kitabı. kafam büyüyor okurken resmen. ve benim psikolojim şu sıralar bunu kaldırabilecek durumda değil. yüzeyselim, tatsızım bugünlerde. o yüzden dün saatleri ayarlama enstitüsü'nü aldım. onu okumayı deneyeceğim.
film gecelerim de tüm hızıyla devam ediyor. son kurbanlarım; otobüs, incir reçeli ve schindler's list. otobüs 1976 yapımı bir tunç okan filmi. ve muazzam. mutlaka izleyin. incir reçeli de eh. yani aslında son yıllarda çekilen metropol aşkları konulu filmler arasında "iyi" kategorisine girer. dün gece de schindler's list vardı ekranımda. 192 dakikalık dram. ve hakikaten insanın içini titreten bi dram. bitirdi beni.
staj defterim hala yarım. biri yazsa benim için. ay bayılazaam. sistim.
hoşçakalın.

Pazar, Temmuz 10, 2011

yazacak bir şey bulamıyorum vol 6341

evet. bütün gün yiyip, içip, yatmaktan başka hiçbir şey yapmıyorum. ne kadar mutluyum anlatamam. tek sorun herhangi birileriyle muhattap olmadığımdan ya da herhangi bir şeyle uğraşmadığımdan mütevellit buraya yazacak bir şey de bulamıyorum. ayrıca "yazacak bir şey bulamıyorum" cümlesi bu blogun %70'ini felan tanımlıyorum. bunun da farkındayım ve çok mustaribim. neyse.
otomatik portakal bitti. beğendim. üzerine çok şey yazabilirim ama yazasım yok. the truman show'u izledim. o da çok güzel. hatta negzel negzel. bir de geçen gün requiem for a dream'i izledim dün. o da pek hoştu. böyle herkesin izlediği filmleri izlememiş olmak kadar kötü bir şey yok azizim. muhabbet döner dolaşır misal sinemaya, filmlere gelir. oradan da doğal olarak herkesin izlediği filmlere ulaşır. herkes "o nasıl güzel bir filmdi!", "o ne oyunculuktu!" gibi yorumlar yaparken siz mal mal konu değişsin diye beklersiniz. yani ben beklerdim. ve bir yerleremi büyütmekle meşgul olduğum şu günleri bu herkesin izlediği ve arkadaş sohbetlerinde konusu dönen filmleri izleyerek geçirmeye karar verdim. ve memnunum da bu durumdan. sonuçta güzel filmler bu filmler. neyse. böyle işte.
bir de şu sıralar yeni bir format çıktı. yani çıktı demiyeyim diye çoğaldı. bir kaç ünlü bir araya geliyor. bir tane de konuk alıyorlar ortaya. sağlı sollu bir şeyler tartışıyorlar. bu programlardan sadece şu an adını hatırlamadığım, müjde ar'lı olanı denk geldikçe izlerdim. zira ben müjde ar'ı çok severim.
bu konuda söyleyeceklerim bu kadar!

Pazartesi, Temmuz 04, 2011

gece


sayfalarca yazasım var. saatlerce, günlerce ve hatta yıllarca. gece öyle sessiz ki inanamazsın. inanmadığın bir şeyin içinde var olmak da olmaz tabi. yakışmaz. sessizliğin sesi diye bir şey var derler ya hakikaten var öyle bir şey. adamı bitirir bu şey. sağ şakağından girer usulca. matkap gibi deler içini gıdıklaya gıdıklaya. sonra beyninde ilerler. yer arar kendine. bulur, oturur. bir 50'lik söyler. standart. o içtikçe sen sarhoş olursun. yapacak şey yok. katlanmak gerek.
geceler hep böyle mi? böyle galiba. hep sessiz. hep yalnız. hep terkedilmiş. bir de serin. geceler hep ürpertir beni. tüylerim diken diken oluverir anlamadan. üzülürüm onlara bakdıkça. bi sigara yakasım gelir. sonra sigara kullanmadığımı hatırlarım. bir gün hatırlayamazsam ki zaten çoğu şeyi hatırlamıyorum sigara içmeye başlayabilirim.
çok merak ediyorum insanların geceleri neler yaptığını. uyuyabilirler, gezebilirler, okuyabilirler, dinleyebilirler, ağlayabilirler, eğlenebilirler, sevişebilirler. ve eminim daha milyonlarca fiili yerine getirebilirler. ben ne yaparım? ben düşünürüm. bazen ağlarım. bazense kitap okurum, ama aynı zaman diliminde başka şeyler de düşündüğümden okuduğumu anlamam. bir daha okurum. bir daha. bir.
geceleri sivrisinekler karınlarını doyuruyor. kan içiyorlar. kan içip kızılcık şerbeti içtim diyorlar. bense tek darbeyle onları öldürebiliyorum. anneme benzediğimi daha önce söylemiş miydim? onu seviyorum. naber anne?
gece hala sessiz. herkes ne kadar çok uykuda. kaçıncı uyku bu? kaçıncı göz yumuş? uyanın ey ahali. açın gözünüzü. görün beni.
yarın güzel bir güün olabilir. olmayabilir de tabi. hayatta kesin bir şey yoktur. sadece ihtimaller vardır. belki ben bile yokumdur. yokluğum sizindir. siz neredesiniz? kim bilir kaçıncı uykuda. gece çok serin. esinti hakim. üşütüyor. üşüyorum. küçülüyorum.
elektriğin sesi var bir de. daha önce hiç duydunuz mu bilmiyorum. ama ben duyuyorum. kablolarda yaşadıklarını görüyorum. trafik felç. gürültü çok. ben elektrik olmak istemezdim. her yer de olmak zorunda olmak çok kötü bence. ben bir de ayna olmak istemem. çaktırmadan göz ucuyla herkes sizi süzer. asansörde tek kaldığınızda etmedikleri hakaret kalmaz. kötüdür ayna olmak bence. hiç olmadım. ama öyledir eminim.
sanırım başka söylecek bir şeyim yok. aaa var. şu an da balkonumun semalarında tek bir yıldız bile yok. yıldızlar bile gitmiş. bir ben kalmışım. ben de giderim. kafama sıkar giderim.

Pazar, Temmuz 03, 2011

bizim aile


evet 3 haftanın acısını çıkarıyorum. o yüzden bugün bu kadar çok post giriyorum. negzel di mi? di. pof.
trt 1'de an itibariyle bizim aile oynuyor aziz okuyucularım. nasıl mutlu oldum görünce anlatamam. eskimeyen filmlerdendir bizim aile. muhteşem kadronun elinden çıkan filmlerin en güzellerinden. benim favorim her zaman damat şener. evet, ben de şener şen'e dayanamayanlardanım. adile naşit, ayşen gruda, münir özkul, tarık akan, halit akçatepe, ıtır esen ve diğerleri. hepsi bu kadar mı samimi olabilir? hepsi bu kadar mı doğal oynayabilir? kısaca en'lerdendir bu film. bıkılmayanlardan. eskiyi hatırlatanlardan.
siz de açın izleyin hemen. yaşar usta'nın unutulmaz tiradı gelecek sonunda. unutmayın.

üsküdar üzerine

üsküdar'a giderken diye bir dizi var. bilen bilir. erkan can, öner erkan, erdal tosun, tülin özen felan oynuyor. ve ben bayılıyorum. hohoho'larla gülüyorum. ancak kanal d'nin gerzek yayın politikasından ötürü ne günü ne de zamanı adam gibi. absürd zaman dilimlerinde olduğundan mütevellit rastgeldikçe izleyebiliyorum sadece. evet biliyorum bol ağlatmalı, bol entrikalı dizilerden değil. yani iş yapması oldukça zor ama bunu da izleyenler var yani. çok güzel ya. negzel hatta. nolur adam gibi zamanlarda olsun. sübaneke. dinimiz. amin.

ardından


uzun ve yorucu bir stajın ardından hepinize merhaba.
sisiay (coca cola içecek a.ş.'nin fabrika içindeki kısaltması) kariyerim şimdilik bitti. 3 haftadır doğru düzgün hiçbir eylemde bulunmama rağmen hiçbir şeye vakit ayıramadım. dolayısıyla ördeklerime de gereken özeni gösteremedim.
staj insanın özgüvenini yerine getiren bir şeymiş bu arada. bunu öğrendim. işlerin sandığım kadar komplike bir şey olmadığını görmek içimi ferahlattı diyebilirim. tabi bunların dışında yeni staj kankaları edindim. zaman çabuk geçti sayelerinde. sorumluluk almak da ayrıca güzel şey. hatta tam bana göre olduğunu düşünmeye başladım. staj sonunda kalite güvence ve üretim mühendislerine bir sunum yaptım. ki o da beklediğimden çok daha güzel geçti. bol bol tebrik aldım. haliyle sevindim.
staj defteri denen nalet şey hakkında bir şey söylemek istemiyorum. bıktım kendisinden. halen bomboş durmasına rağmen bana yaşattığı stres yetiyor bünyeme. bu hafta içinde tamamlayıp imzalatmak için bir kez daha cci (sisiay)'ın yolunu tutacağım. projelerim var. proje stajyeri olasım var. bu isteğimi de belirteceğim. hayırlısı.
günlerden pazar olduğundan mütevellit canım sıkılıyor. rahatsızım. bittim. biterken gittim.