Pazartesi, Eylül 30, 2013

Boncur.

Uzun ve yorucu bir yazın ardından hepinize merhaba. 

Günlerin ay, yılların asır gibi geçtiği, zaman kavramına yabancılaştığım, kendimle boğuştuğum, asla olması gerekeni yapamadığım, sürekli koştuğum, koşarken düştüğüm, ayağa kalkıp devam ettiğim, hep geç kaldığım, hep erkenci olduğum 2013 yazı sonunda BİTTİ. Ve ben hala "iyi ki bitti" ile "keşke bitmeseydi" ikilemi içinde A noktasından B noktasına, sonra B noktasından tekrar A noktasına hala koşuyorum. 

Şimdi Eylül. Eylül demek başlangıç demek. İlkokuldaki mevsim panolarının bilinçaltıma etkisi midir yoksa her Eylül biraz daha büyüdüğümden midir bilmem ama ben her Eylül yeniden başlarım. Bu Eylül ise en baştan başladım.

Şimdi dilini bilmediğim insanların içinde bildiğim dillerde cevaplar arıyorum. Onlar sorularımı anlamıyor, bense onların verdikleri cevapları. Ilk kez bunu dert etmiyoum. Hiçbir şey bilmiyorum. Ve bu bilinmezlik hali hoşuma gidiyor. Zaman enteresan bi enstrüman. Gittiğinde dönmeyeceğini bilenlerdenseniz bilinmezlere teslim olmak cok da kötü olmasa gerek. "Rüzgara kapılmış gidiyorum ben. Ne olacak bu işin sonu? Ne olacağım ben?" 

 ** Persefon Frenk diyarından bildirdi.

Salı, Ağustos 13, 2013

Uyuyamazgezer

Yine sabah oluyor. Yine uyuyamıyorum. Uzunca bir süredir olduğu gibi. Süt içtim, dizi izledim, kitap okudum, müzik dinledim, sigara içtim. Göz kapaklarının alt kirpiklerle buluşmasının nasıl bu kadar zor olabildiğinde inanamıyorum. Üstelik bunlar benim göz kapaklarım. Her zaman yer çekimine karşı zaafı olan, sürekli düşmeye meyilli göz kapaklarım... 
Sen bir aylak, bir uyurgezesin, bir istiridyesin. Tanımlar saatlere, günlere göre değişiyor ama taşıdıkları anlam az çok belli: Yaşamanın, harekete geçmenin,bir şey yapmanın pek sana göre olmadığını hissediyorsun; sadece sürüp gitmek istiyorsun, sadece bekleyişi ve unutuşu istiyorsun. 
Buraya uzun zamandır fazlaca depresif şeyler yazdığımın farkındayım. Pek iyi değilim sadece. Ama elbette bu durum düzelecek. İnsanoğlu olarak unutmuyor ancak alışıyoruz malum. Alıştıkça daha iyi olduğumuzu zannediyor gündelik hayatın ritmine daha çabuk adapte oluyoruz. Normal görünüyoruz. Normal hissetmesek de normal olduğumuza inanıyoruz. İşte böyle. 

Dipnot 1 : Bazen her şeyin beni bulmasına gerçekten hayret ediyorum. 

Dipnot 2 : Bize her sevdadan geriye kalan sadece Galatasaray.


Pazartesi, Ağustos 12, 2013

Çünkü filler asla unutmaz. 


Pazartesi, Ağustos 05, 2013

Boşluk

Zaman ne müphem bir mefhummuş meğer. Hem yaraymış hem yara bandı dediklerine göre. İkisine de inanmıyorum artık. Zaman sadece bir bıçak. Bizleri lime lime doğruyor. En küçük yapı taşımızı bulana dek buna devam ediyor. Bulduğu an ise yok oluyorsun. Boşlukta süzülüyor varlığın. Ne tutunacak dalın kalıyor ne de o dalı tutacak ellerin... Sadece uçuyorsun. Konacak bir yerin olmadığı için aşağıya bakmaya gerek duymuyorsun. Kanatlarının rotası hep daha karanlıklara, bilinmezlere sürüklüyor seni. Hissedemiyorsun bile. Çünkü hisselerini de iki elinin arasında ufalıyor zaman. Kırıntıların boşlukta savruluyor. Hiç oluyorsun. Yok oluyorsun.  

Yaşlandığımı, buruştuğumu hissediyorum. Zamanın acımasızlığı dolaşıyor tenimde. Pişmanlıklarım boy veriyor sularımda. Yakama yapışıp dibe çekiyor zaman. Boğulduğumu fark ediyorum. Ama çırpınmak istemiyorum. Yine tek yapabildiğim teslim olmak. Bu kez kolayca pes ettiğimden değil gücüm kalmadığı için teslim oluyorum zamana. 

İnandığım, inanmak istediğim her şeyi kaybediyorum. Zaman hepsini alıp götürüyor bir daha geri getirmemek üzere. Öncesinden farklıyım şimdi. Huzurlu mutsuzluğum artık sadece huzursuz bir boşluk

Perşembe, Temmuz 04, 2013

hepsi bu

"ne sen leyla'sın ne de ben mecnun
ne sen yorgunsun ne de ben yorgun
kederli bir akşam içmişiz, sarhoşuz hepsi bu.

hep sonradan gelir aklım başıma hep sonradan sonradan
hep sonradan gelir aklım başıma hep sonradan

ne sen bulutsun ne de ben yağmur
ne sen mağrur ne de ben mağrur
hüzünlü bir akşam susmuşuz, durgunuz hepsi bu.

hep sonradan gelir aklım başıma hep sonradan sonradan
hep sonradan gelir aklım başıma hep sonradan"

Çarşamba, Haziran 26, 2013

Kamu*

Devinimin olduğu yerde ışık, ışığın olduğu yerde kaçınılmaz biçimde gölge vardır. Hayat ışıkla mümkünse de, hayatın anlamı gölgelerde saklı durur. Zamanın ölü doğmuş çocuklarını görürsünüz karaltıların içinde. Sözcükler, suskunluklar, şarkılar, ağıtlar, yeminler, ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, sevinçler, hayal kırıklıkları ve yüzler... En çok da yüzler. Neden söz ettiğimi biliyorsunuz. Bütün aşklar küllenir, bütün babalar ölür, bütün hikayeler biter. Birinin   yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; işte o yüzden, biri hariç, bütün çocuklar büyür.

Gölgesini kaybeden insan, gölgenin kendisine dönüşür.   


Okursanız, seversiniz.

Cehennem

Toprak yolun bittiği noktada, önümde sarı bir deniz uzanıyor. Dizlerimin üzerine çöküp sudaki aksime bakıyorum. Bu yüz, benim yüzüm. Bu gözler, benim gözlerim. Ellerim, benim ellerim... Hep kendim kalacağımı idrak ediyorum o zaman. Tanrım, bu nasıl bir lanet? Derimi yırtmak, gözlerimi oymak, dişlerimi sökmek bir işe yaramaz. Kendime mahkumum. Ağlasam, gözyaşlarım benim gözyaşlarım. Ben cehennemde değilim, cehennem benim içimde.